Masalistan Günlüğümden

Bu yazı daha önce Düşünce Dükkanı blogunda yayımlanmıştı ancak tekrar gün yüzü görsün istedim 🙂

 
Bir süredir yazmak istiyordum da nasıl başlasam, ne yazsam bilemiyordum. Okulumuzun Erasmus projesi için Finlandiya’da 1 hafta geçirdik. Benim için de öğrencilerim için de inanılmaz bir tecrübe idi. Yalnız tecrübe de değil, huzur dolu bir haftaydı yaşadığımız.

Bir süredir Finlandiya eğitim modeli deyip, sınıflardan sandalyeleri çıkartıp pilates topları ile sınıf dolduran okullar var. Ama Finlandiya’da okullarda çocuklar dersleri pilates topu üzerinde dinlemiyor, evet toplar var, sandalyelerde yorulunca çocuklar hareket ediyor, pilates toplarını da kullanıyorlar ama 30 öğrenci masa başında pilates topu üzerinde değil yani.


Çocuklar kendi sorumluluklarını biliyor, okulda yemek yedikten sonra tabaklarını sıyırıp, bulaşık makinesine hazır hale getiriyorlar. Geri dönüşecek çöpler başka yerde, yemek artıkları başka yerde toplanıyor. 

Öğretmenlere saygılılar. Düzen var ama özgürler de.

Dersler blok yapılıyor gibi. Bizim gittiğimiz okulda bir ders 70 dakika idi. 1 günde 4X70 dakika yapılıyor. 4 çeşit ders yani. 

Çocuklar 7. sınıftan itibaren yemek pişirme dersleri alıyor. İsteyen 8 ve 9. sınıfta da bu dersi seçebiliyor. Öğrencilerim arkadaşlarının nasıl yemek pişirdiğini anlattılar evlerinde.


Etkinlikler için gittiğimiz her yerden temizliği yapıp çıktılar. Kış sporları yapılan bir alanda, küçük bir kulübecik kiralanmıştı ara sıra ısınmak, yemek yemek için kullanabilelim diye. 
Eriyen karlardan, buzda kayıp düşülmesin diye yollara dökülem minik taşlardan, 40 çocuk 15 öğretmenden o küçük kulübe tanınmaz hale gelmiş, dağılmıştı. Biz giderken ise bulduğumuz gibi, temiz ve düzenli…

Yaşlı, çocuk herkes hayatın içindeydi… Yaşlı insanlar yürüteçler, ya da kayak soplarından destek alarak sokaktalardı. Arkadaşımla hep, biz olsak ‘teyze bu yaşlı başlı haline bakmayıp, bu havada sokağa çıkmışsın’ deriz diye kendimize kızdık.

Benim için inanılmaz bir haftaydı. Şimdi düşündükçe Finlandiya benim Masalistanım demek geliyor içimden.

 

Dünyanın uzak bir köşesinde

Screen Shot 2017-11-23 at 21.08.19.png

Yaptığımız Erasmus projesinin Finlandiya programında winter swimming yazıyordu. Biz tabii ki bunun kapalı yüzme salonunda olacağını düşündük. Yanılmışız 😉 winter swimming donmuş denizde yapılıyormuş.

Efendim önce saunaya giriliyor, sonra o tahta iskeleden koşarak denize ulaşılıyor ve …. suya atlanıyor. Onlar yüzüyor ama bizim gibi “first timer”lar girip hemen çıkıyor. Bu bir kere olmuyor. İstediğiniz kadar devam ediyorsunuz. Bir de sauna önü kahveli sohbetler ediliyor. Üşüme belirtisi gözlemlemedim. Suya giren hiç bir “first timer” hastalanmadı.😄 Hepsi “harikaydı” dedi.
Not: ben denemedim😊😊😊 not: aklım kaldı 😊😊😊
Not: yine gitsem denemem herhalde 😄😄😄 Not: uzaklarda bir adam balık tutuyordu ve güneş öyle güzel batıyordu ki…

Bir Yeni Yıl Öyküsü Yazalım

Books for a Cause

Geçen yıl başlattığımız Dream2Edu ve Linda’s Cookies işbirliğine Temalı Yaratıcı Yazma ve Kurabiye Süsleme Atölyeleri ile devam ediyoruz.

Bir Yeni Yıl Öyküsü yazalım 3 bölümden oluşuyor

Hikaye nasıl yazılır

Kendi hikayemizi yazalım

Yeni yıl kurabiyelerimizi süsleyelim

8-14 yaş

Saat: 15:00-16:30

Yer: Nostalji Kitabevi (Pangaltı)

Ücret: 65 TL

Rezervasyon ve kayıt gereklidir. Atölye 10 katılımcı ile sınırlıdır.

Kayıt için lütfen 0506 022 11 20 yi arayın. Ön kayıt formumuzu da doldurabilirsiniz

Temalı Yaratıcı Yazma Atölyesi 1 – Pottermania

pottermania.png

 

Geçen yıl başlattığımız Dream2Edu ve Linda’s Cookies işbirliğine Temalı Yaratıcı Yazma ve Kurabiye Süsleme Atölyeleri ile devam ediyoruz.

18 Kasım 2017 Cumartesi

Pottermania

 Fantastik Öykü Yazma ve Harry Potter Temalı Kurabiye Süsleme Atölyesi

  • Fantastik öykü nedir?
  • Öykü nasıl yazılır?
  • Kendi öykümüzü yazalım

10-14 yaş

Saat: 15:00-16:30

Yer: Nostalji Kitabevi (Pangaltı)

Ücret: 65 TL

Rezervasyon ve kayıt gereklidir. Atölye 10 katılımcı ile sınırlıdır.

Kayıt için lütfen 0506 022 11 20 yi arayın. Ön kayıt formumuzu da doldurabilirsiniz

Maeve Binchy ve Ben

20171021_155441-1_resized

Yaşamın tek anlamı ihtiyaç duyulmak, esin vermek, bir şeyin arkasındaki güç olmaktı. Bunu kimse anlamıyordu, hiç kimse.
Ateşböceklerinin Mevsimi, Maeve Binchy

Bir yazar bazen çok özlenir… Tam da Maeve Binchy moodundayım. Tekrar mı okumalı bir tanesini, yoksa eksik varsa onu mu almalı diye İngilizce ve Türkçe rafları boşalttım evde.

Bilen bilir yabancı yazar okumayı severim… genelde de bestseller dan uzak dururum. E peki bu ne diyeceksiniz? Bu başka… Efendim, yıl 2001 benim için bir dönüm noktasıdır. İkizlerim doğdu… yani daha az uyuyup, kendime daha az zamanım oldu. E bi de çalıştım o dönem… part time ama olsun, çünkü onlar ne zaman evde olduğumu çok iyi biliyor, ona göre uyuyup uyanıyorlardı… hiçbir şeyi özlemedim o dönem okumak dışında. Ama ne mümkün, elime aldığım her kitap ayrı eziyet çekiyordu…

Sanırım derste İtalyanca Aşk Başkadır’ı okuttuk o yıl ( #penguinreaders #eveningclass )… O zaman keşf ettim işte Maeve Binchy’yi. Sonra başka bir çeviri geldi raflara… Aaa baktım ben bu karakterleri bir yerden tanıyorum, sonra başka. bir kitap… Onlar da tanıdık. “Dur bu kadını bir yerden çıkaracağım” demeler. Aslında sırasız çevrildi sanırım Türkçeye. O yüzden bazı karakterlerin öncesi sonrası şaştı ben doğruyu bulana kadar. Neyse Remzi Kitabevi’nde çocuklarla geçirdiğimiz mutlu ıslak kek ve kitap saatlerinden birinde de İngilizcelerini buldum. Ahhh o ne mutluluktu… yeniden okumak, sayfalarda dostlara rastlamak… işte bu yüzden bende yeri özeldir Maeve Binchy kitaplarının. Mutfak masalarında uzayıp giden sohbetler, kadının tolumdaki yeri, çok farklı görünen ama aslında aynı toplum ön yargıları…2 yılda bir yeni kitap yazdığını öğrendiğinde, bir sonrakini bekler oldum… Ta ki Maeve Binchy ölene kadar.

Şu an yoğunluktan, başladığım hiçbir kitabı bitiremiyorum. Beni kurtarsa kurtarsa bir Maeve Binchy romanı kurtarır…

Tam burada 🙂

Okuma Oyunu

20170920_223806

Hani uzmanlar diyor ya, çocuklarınıza örnek olun. Sizi okurken görmek onlar için önemli. Ebeveyn okumayıp, ‘Hadi kızım, biraz kitap oku’ derse bu iş olmuyor. Aslında onlar bebekken daha çok okuduğumuzu düşünüyorum. Uyku saati ritüeli olarak kitap çok ise yarıyor. Sonra bir dönem geliyor ve bizler de yavaşlıyoruz. Oysa haftada bir akşam kitap saati yapsanız ve okuduğunuz kitapla oyun oynasanız.

Nasıl mı?

Çocuklarınızın eskiyen tahta oyuncak küplerine uygun kare kağıtlar kesin. Her yüz için kare kesilmiş kağıtlar ve .(Her yüz için farklı bir renk seçebilirsiniz isterseniz.) her yüze bir soru veya bir yönerge yazın.

  • Hikayedeki bir kahramanı anlat. (sevdiğin, sevmediğin, neden?)
  • Hikayede gecen bir mekanı anlat. (sevdiğin, sevmediğin, neden?)
  • Sence hikayedeki en önemli olay ne idi?
  • Hikayenin sonunda seni en çok ne etkiledi?
  • Bu kitabın yazarına kitapla ilgili ne sorabilirsin?
  • Sen yazar olsan bu kitabı nasıl bitirdin? Neden?

narrative-794978_1920

Sırayla küpleri zar olarak kullanarak, kitaplarınız hakkında konuşun. Soruların dışında, sohbete de kayabilirsiniz. Hem keyifli anlar biriktirir, hem de okumanın sizin de vazgeçilmeziniz olduğunu kanıtlarsınız?

Not: küplerin dışında oyunu zar ile de oynayabilirsiniz. Küçük kartların bir yüzüne soru, diğer yüzüne 1den 6ya kadar bir sayı yazın. Zarı atın, gelen sayının olduğu kartta yazan soru veya yönerge ile ilgili konuşmaya başlayın. Üstelik bu oyun beklediğinizden daha keyifli oldu ve uzatmak istiyorsanız her sayıdan 3-4 tane kart da hazırlayabilirsiniz.

(Bu sorular ve yönergeler her roman için rahatlıkla kullanılabilir, isterseniz siz başka sorular da eklersiniz. Hatta bu sorularla, birlikte seyrettiğiniz bir filmi de konuşabilirsiniz)

Biz denedik işe yarıyor.

Yabancı, Albert Camus

 

‘Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum. Bakımevinden bir telgraf aldım:

Anneniz öldü. Cenazesi yarın kaldırılacak.

                                                                    Saygılar

20170823_173732

Dream2Edu’nun geçen yıl başlattığı kitap kulübü yaz tatilinde. Bu arada bizler de yazın tabii ki boş durmayıp, okumaya devam ettik.

Kitap kulübünden sonra sadece okumak artık bana yetmiyor bu yüzden de Dream2Edu Blog’da okuduklarımı yazmaya karar verdim.

Uzun zamandır tekrar okumak istediğim kitapları yeni kitaplarla birlikte okuyorum. Bunlardan biri Yabancı.

Yıllar önce gençken ilk okuduğumda Yabancı beni bir öykü olarak sarsmıştı ama sadece bir öyküydü. Varoluşçuluğu yeni keşf ediyordum, Camus’ya yeni alışıyordum, yavaş yavaş da sevdalanıyordum. Şimdi kitabı tekrar okuduğumda hakkında daha çok konuşmak istediğimi hissettim.

Hikayeyi Meursault’nun anlatımıyla, onun bakış açısıyla okuyoruz. İlk başta Meursault’nun kalabalıktaki yalnızlığına, tek başına her şeye rağmen yaşamak için her gün uyanıp, yemek yiyip, çalışıp, uyumasına ve ısrarla var olmaya çalışmasına, çarkın nasıl da döndüğüne tanıklık ediyor okur.

Daha sonra kahramanın işlediği cinayetin davası, o cinayetin davası olmaktan çıkıp, absürd bir hal alıyor ve toplum Meursault’yu işlediği suçtan çok topluma uymadığı için cezalandırıyor…

Meursault yaşamının bitmesini beklerken ”artık dünyaya aldırmadığını, başka bir dünyaya doğru yola çıktığının” farkına varıyor ve aslında ölümü beklerken de mutlu olmaya devam ediyor, ”zaten şimdi yada yirmi yıl sonra olsun, ölecek olduktan sonta bunun nerede ve nasıl olduğunun önemi de yoktur onun için”.

Meursault’yu ahlaklı bir genç yada ahlaksızın teki diye tanımlayamayız ama içinde bulunduğu toplumdan faklı. annesinin ölümüne ağlamayan, cenazeden hemen sonra bir ilişkiye başlayan, Marie evlenmek istediği için evleneceğini söyleyen, Raymond’a kendi fikrini söylemeyen, etrafında olan biteni umursamayan, inançsız biri. Toplum onu bir yabancı, bu yüzden de bir tehlike olarak görür ve asıl işlediği suçtan çok topluma tehdit olduğu kanısına varılarak yargılar ve hüküm verir.

Romanın tonu: sade, net, düz ve kimi zaman da ironik.

Romanın teması: ölüm, çürüme, yaşamın anlamsızlığı.

Altını çizdiklerim:

Bana göre hücrenin içine doğan hep aynı gün, yaptığın iş hep aynı işti. (Can Yayınları; sayfa 75)

Her şey doğru, hiçbir şey doğru değil’ (Can Yayınları; sayfa 85)

Her şey, ben karıştırılmaksızın olup bitiyordu. kaderim bana sorulmadan belirleniyordu. (Can Yayınları; sayfa 90)

Ben her zaman olacak şeyin, bugünün veya yarının etkisi altında olan bir insandım. (Can Yayınları; sayfa 92)

Annem hep insanın tam anlamıyla mutsuz olamayacağını söylerdi. Gökyüzü renklenip de yeni bir gün hücreme sızdığı zaman ona hak veriyordum. (Can Yayınları; sayfa 102)

İnsan madem ki ölecektir, bunun nasıl ve nerede olacağının önemi yoktur, apaçık birşeydir bu. (Can Yayınları; sayfa 103)

Çeviren Samih Tiryakioğlu